blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2020 Salı

GÜNDEM ÜZERİNE

NELER OLUYOR?

Merhaba okurlarım. Öncelikle hepinize hayırlı bayramlar. Camı Kırık Gözlük uzun bir aradan sonra okurlarına kavuştu. Geçen zaman içerisinde ülke gündemi dünya gündemi onlarca kez değişti halen de değişmekte. Evet. Covid-19 sebebiyle tüm dünya büyük bir sınav veriyor. Bu salgın sebebiyle herkes kendi kabuğuna çekilmiş halde. Etkisini kolaylıkla her yerde görmemiz mümkün. Ekonomik kriz artık kapıda değil kapı eşiğini geçti. Bütün iş dallarında zaman aleyhe işliyor. Çalışan eller hamlamaya başladı. Çünkü bu süreçte satışlar durdu, üretim zayıfladı. Daha ilerisinde ise dikkate değer oranda işten çıkarmalar ve iflaslar yaşandı. Peki bu neyin işareti olabilir diye düşünüyor muyuz? Yani, peki şimdi ne olacak?

Dünya yeni bir düzene kavuşmak istiyor. Zaman bizi bu dönüşüme sürüklerken gelişen teknoloji bu dönüşümde gereken en büyük oyuncu halinde. Dijital pazarlama, algoritmalar, yapay zeka, artırılmış gerçeklik, geliştirilen yazılımlar programlama dilleri vd ile kafamızı karıştıran bir çok kavram hayatımıza bodozlama girdi. Hele ki bu dönemde bunlara olan ilgi de arttı. Y kuşağının kafası illimunati tek göz olayları gibi kavramlarla karışmıştı. Şimdilerde ise (Z kuşağı) bu kavramlar trend oldu.





Okurken daldan dala atlıyor gibi hissedebilirsin. Fakat hayır konu oldukça iç içe. Bundan sonra alınacak tedbirlerde insanlarla aramızda sosyal mesafenin bulunması söz konusu. Şu andan itibaren hepimizin aklında yakın temastan kaçınmak, eline yüzüne dezenfektan kolonya serpiştirmek, el sıkışmamak, sarılmamak, maske ve eldiven kullanmak gibi faaliyetler var ve bunlar bizi yeni normal düzene geçişte beklemekte.   

Bu durum belki de insanların çalışma düzenlerini değiştirecek. 'Belki' demek de saçma geliyor bana gerçi bu kadar olaydan sonra. Demek istediğim biz bu olaydan ders alıp da önlem almayacaksak daha büyük ne tür bir olay bekleyebiliriz ki bizleri bir kez daha her anlamda böylesine sarssın?   

Teknoloji hayatlarımızı kolaylaştırmayacaksa öyle teknoloji yerin dibine batsın. Hala sağ kulağını sol eliyle göstermeye çalışan eski kafalı yöneticilerin yerini bir maille bir mesajla iş bitiren, kendisine raporlayan ekip arkadaşlarını da bu doğrultuda yönlendiren pratik yöneticilerin alması gerekiyor. Bu artık bir talep değil evrensel bir norm aslında. Umarım tüm şirketler, iş yerleri bunun farkına hızlıca varır da hızla geçen zamanı yakalamaya talip oluruz.


Tabi şu ana kadar işin sadece işletmeler boyutunu konuştuk. Bir de olayın toplumsal tarafı var ki toplumsal dinamikler değişiyor ve biz de burada sadece seyirci rolündeyiz. Ramazan bayramı geldi ve koca bayramı herkes evinde geçirmek zorunda kaldı. Malum artık el öpmek gibi bir adetimiz kalmadı. Dolayısıyla hepimiz telefonlara sarılarak gerek sesli gerek görüntülü aramalarla hasret gidermek durumunda kaldık. Her ne kadar teknolojik gelişimden bahsetsek de büyük iletişim alt yapı şirketleri bu dönemde de sosyal medyadan çıkıp suçun kendilerinde olmadığını anlatan yazılar yazmaktan geri kalmadılar. Kediler suçlu değil arkadaşlar; suçu kendimizde arayalım biraz da. Her neyse bu konuda denilmesi gerekeni kendi meşrebimizde söyledik. El öpmenin kültürü mü olur demeyin bu zamana kadar hepimiz bununla büyüdük; şimdi neden inkar edelim ki?  

Her ne olursa olsun evde kalmaya bir süre daha devam edelim. Az kaldı. Biraz daha sabır. Tabii ki de bu süreyi farklı ilgi alanlarına yönelerek değerlendirmek işin en verimli en keyifli yanı. Mesela ben çocukluğumdan beri ilgi duyduğum bir türlü işten güçten zaman bulup da ilgi gösteremediğim bir ilgi alanımı gün yüzüne çıkarabildim. Perküsyonda ilerlettim kendimi. Bu süreçten sonra da aynı ilgiyi göstereceğimi umuyorum. E tabi bir de yazı yazmak vardı. Ona da geri dönüşümü yaptım sayılır. Bakalım inşallah bundan sonra devamı da gelir. Peki senin bu süreçte yöneldiğin ilgi alanın nedir? Yanıtlarınızı yorum kısmında bekliyorum.

En önemlisi de bu süreçte yakınlarımızla eşimizle dostumuzla güzel keyifli zaman geçirmenin yollarını bulmaktır. Herkes bir süre boyunca hayatlarında hiçbir gelişme olmadan eve kapalı şekilde zaman geçirmek zorunda ve bir süre sonra bu durum sıkıcı hale gelip de birbirimizi üzeceğimiz tartışmalara yol açmasın diye birbirinizi sıkmayalım, anlayışla yaklaşalım. Ben sevgilimle bu durum üzerine uzun bir sohbet ettim. Aldığımız karar da bize bu süreci sorunsuz atlatmamızı sağladı. Elbette anlaşamadığınız konular da çıkar bazen bunun üzerine tartışırsınız; bahsettiğim bu değil maksat küslük olmasın yüzümüz asılmasın. Sonuçta hiçbir şey sevdiklerimizden kıymetli değil.

----

WHAT İS HAPPENİNG?

Hello dear readers. Firstly, I wish you all a happy Ramadan Eid. It's been long time; but no see, I know. Through the time passed, actuality of the world has changed so many times and it actually still is. It is a great challenge of the world against Covid-19. Every one all around the world has been isolating themselves from outside. It so easy to see the effects of this pandemic. There is a huge economic crisis. Time is not ticking for us but global crisis. Hardworkşng hands have started being out of practices. Because, production has reduced and sales have nearly stopped. Moreover, layoffs and bankrupticies have increased. So, what are all these signs pointing at? Do we ever think what outcome this will bring us?

World needs a new layout, a new style. As time pulls us all into a transformation, technology has become the most affective player in it. Digital marketing, algorithms, artificial intellingence (AI), augmented reality (AR), all the softwares and programming languages developed et cetera. They have entered into our lives headlong. Not in a sudden it is a process we need to realize it and take the action we have to. Orelse? There is actually no 'orelse' from this time on. It was popular in Y generation to talk about illimunati, one eye in every pics and triangle stuff. And now, it is trendy to talk about those stuff which is absolutely right as long as we pay enough attention to understand.



You may feel like I am thematic paraphrasing. However these all are completely connected to each other. There was already some whispers about automatisation before the pandemic completely showed up.  And the term 'social distance' has become popular with launch of coronavirus. We all have in mind to run away from hugging, hand shaking using disinfectant, cologne, glows and mask and these attitudes are waiting for us in the gate of transition to what we call 'new normal' lifestyle.


Maybe, this will change the way people work. Actually, we'd no rather say 'maybe' (because so ridiculous for me after all and everyone hopefully.) What I am trying to tell you is that if we don't take our lesson from the pandemic which is a huge disaster for the whole world, then what on the earth are waiting for?


Technology is good as long as it makes our lives easier. Or what does it stand for? All the 'old fogeyish managers' have to be replaced by the brand new qualities having managers who are what we call 'online fixers'. This is not a demand but a global norm in fact. I hope every companies will realize the situation and keep it up quickly.

We argued only in business perspective until now. There's also a social perspective of the situation in that social dynamics are changing and we all sit down on our chairs just watching it. For example, here is Ramadan Aid it is holy day for all of the Muslims. Traditionally, younger ones visit their older lovely ones or relatives. Younger ones kiss the older one's hand and take their hand in order to make it touch to their foreheads. As I said before everyone has to sit in their homes this time and no one visited no one. Don't get this wrong and ask me if it is all about kissing hands. Damn. It is a tradition in the society I live in. It can be any culture. What is important is that it all has started disappearing.



Let's keep staying at our homes a bit more. Just a little bit. We need a bit more patience. What so joyful and efficient at the same time is to discover new field of interest at home. For instance, I could discover my field of interest that I would really like spending time with. Mine is percussion. And also you know blogging. What is yours? Tell us under the add comment button. 

What's the most important is to find ways to spend great time with our lovely ones, friends, relatives. Every one has to isolate themselves in their home for some time and but we should always embrace each other with understanding in order to let nothing bore us. For me, I had a long chat with my girlfriend about it. The decision we made at the end of the chat has let us cope with this process without any problem. Of course, there will be some little disagreements  and you may argue normally, it's natural. What I mean is not get sulky with each other with negative attitudes and who knows fury. At the end we all know that nothing more important than our lovely ones.

7 Eylül 2018 Cuma

TÜRKİYE'DE YOUTUBE


'Girsek çok iyi para yaparız', 'bir kamera sosyal medyada hesaplar ve bir bilgisayar her şey tamam!' gibi girişim üzerine cümleler duyuyorsanız büyük ihtimal konu Youtube üzerine dönüyordur. Ne oluyor bu Youtube'da? diye çıktım gökyüzüne izledim biraz alemi. Bu platformun olayı diğer sosyal medya mecralarından biraz farklı. Yani paylaştığınız içerik tamamen sizin orijinal içeriğinizi içermeli. O kadar kullanıcı arasından seçilip izlenilmek istiyorsanız biraz farklı bir şeyler koymanız gerekiyor ortaya. Tabi bunu yaparken izleyenleri canını sıkmak yok. Öyle sakin sakin tarih anlatır gibi videolar değil. Ayrıca uzun videolar da değil. Kısa ve öz olmanız bir önemli bir husus. Sonrasında içerik bulma konusunda atış serbest! Content Producer çok havalı bir başlık ama saçmalamanın serbest olduğu bir alan. Bana kalırsa bu başlığın sağladığı prestij içerdiği olayların sağladığı prestijin epey önünde sayılır. Kısaca Youtube oluşumundan bahsettik. Peki ülkemizde youtube platformu nasıl değerlendiriliyor?

Youtube sayesinde gerçekten hepimiz sesli ve görüntülü bir bilgi kaynağı elde ettik; burası bir deniz gibi ama Türkiye'de yaşıyoruz kabul edin denizlerimiz ne kadar güzel olsa da içinde kir de barındırıyor. O yüzden bu denizde de bazı kirlilikler mevcut. Tıklama tuzakları, yalan dolan işlerin anlatıldığı, bilgilerin çarpıtıldığı; hatta kimine göre bazı algı operasyonlarının çevrildiği ve tabii ki uygunsuz videoların bulunduğu bir alan burası ve erişim tüm yaş gruplarına serbest. Bu bir özgürlük çağrışması yapsa da tehlikeli boyutları bulunan bir özgürlük gibi geliyor. Her türlü tartışma ve eleştiriye açığım, buyurunuz. 

Milyonlarca takipçiye sahip fenomenlerin yaş aralığı gençleri ağırlıkla kapsayan izleyicilerine karşı sundukları yaratıcı video formatları gözler önüne her gün seriliyor. 'Bu işin bir mantığı teması konsepti var kardeşim ben bunlara uyarım, izleyicilerime de her gün bir şeyler katarım, bir şeyler öğretirim!' diyen ve bunu uygulayan fenomenler baş üstüne; fakat yine büyük kitlelere ulaşıp da sonrasında yurt dışındaki yabancı fenomenlere ait konseptleri burada da bir taraflarından eğip büküp uygulamak ne yazık ki içerik üretmekten çok içerik toplamaya benziyor. Aynı zamanda uygulanan bu konsept sözü geçen fenomenleri izleyicilerine olumsuz karakterler olarak gösteriyor. Sanırım hiçbiri bunun farkında değil. Eğip bükme kısmını o kadar yanlış şekilde gerçekleştiriyorlar ki bazen ben bile izlerken 'ne yapıyor bunlar ya ben böyle davranabilecek birini mi takip ediyor muşum?' diyorum kendi kendime.

Bir örnekle açıklamam gerekirse Amerikalı ünlü youtuber Logan Paul ve İngiltereli ünlü youtuber KSI arasında geçtiğimiz günlerde çok bir organizasyon ile boks müsabakası düzenlendi. Bunun belli bir atışma-çekişme dönemi de vardı iki tarafta sürekli yayınlar yapıyor ve birbirlerine laf atıyorlardı. Bu sayede iki taraf birbirleri üzerinden prim yapma şansı da buldu. Buna gerek var mıydı? Hayır. Çünkü iki youtuber da belli bir popülarite seviyesinde hal-i hazırda bulunuyordu. Fakat olayın bir pr projesine çevirilmesi gerekiyordu ve büyük paraların kazanılması ayrıca dünya çapında ses getirme şansı yakalanması hedefleniyordu. Her neyse, organizasyon düzenlendi. Müsabaka da her ne hikmetse iki tarafta birbiri üzerinde bir üstünlük sağlayamadı. Pata! Bu beraberlik üzerine İngiltere'de düzenlenen müsabakanın rövanş maçının Amerika'da düzenlenmesine karar verildi. Bunlar basit planlar fakat daha önceden bu tür bir olaya hiçbirimiz şahit olmadığımız için özgün bir fikir olarak youtube tarihinde yerini aldı bile.

Gelelim bu organizasyonun ülkemizdeki yansımalarına...

Ülke olarak genç bir youtuber ekibimiz var. Hepsi ayrı konularda ün yapmış farklı temalarda içerik hazırlamaya çalışan gençler. Fakat yurt dışında gerçekleştirilen az önce bahsettiğimiz boks müsabakasından sonra Türk youtuberların da sosyal medya hesaplarından birbirlerine sataşmaları, birbirleriyle dövüşme isteklerini milyonlarca takipçinin gözleri önünde dile getirmelerine şahit oluyoruz. Tabii ki bu fenomenler aralarında bir toplantı yaparak nasıl bir akım çıkaracakları konusunda bir karara varmaya çalışıyorlar ama benim gözlemlediğim kadarıyla olay liselilerin okul çıkışı kavgalarında söyledikleri sözlerden öteye geçmiyor.

Öncelikle olayın bir spor müsabakası olduğu izlenimi verilmeli diye düşünüyorum. Bu videoları izleyen youtube'da veya sosyal medyada binlerce genç arkadaşımız var onların önüne bu türden şiddet gerilim içeren videoları koymak ne kadar mantıklı bilemiyorum. Olur ya, başka yerde yapılan bir konsepti ülkemize uyarlamak isteyebilirler. Ancak şöyle bir durum var ki bunu öncelikle izleyenlere zarar vermeyecek şekilde nasıl yaparız biz bu işi? diye biraz daha düşünmeleri lazım. Yoksa olay okul çıkışında kavgaya hazırlanan gençleri sosyal medyadan izlemekten başka bir yere gidemez.

Peki nasıl gelişir?

Youtube faydalı kullanılmak istenildiği sürece fayda sağlayacak bir araç. Bu yüzden eğitim veren, bilgi akışı sağlayan ya da belgesel sunan türlerden içeriklerin artması ve şekillendirilmesi lazım. Kimse sizin biriyle yapacağınız kavgayı izlemek istemiyor. Ne izleyiciler bahisçi ne de siz dövüşçü bir horozsunuz. Ben olsam bu konuyu müfredata bile taşırdım. Bu bağlamda gençlerin eğitim alabileceği bir yüksek okul programı hazırlayıp genç kuşakların bu konuda kendilerini nasıl geliştirebileceğine ışık tutardım. Bu sayede alakasız bir bölümde istemeden okuyup da youtuber olmaya çalışmalarına izin vermezdim, zamanlarından çalmazdım. 'Yeni medya diye bir bölüm var zaten' diyen olursa da orada youtube eğitimi verilmediğini bildirmek isterim. Gençlerin yeni içerik oluşturmak için nasıl düşünmeleri gerektiğinden tutun da nasıl küçük resim hazırlanır'a kadar detayları içeren bir eğitimle gençleri hayata kazandırmak, istemedikleri bölümleri okuyup da zorla yaptıkları işlerden sıkılıp ilerde mutsuz olmak ve bu şekilde büyüyüp giden mutsuz bir toplum yapısına zemin hazırlamak oldukça anlamsız olurdu.

Kaldı ki yapılan araştırmalar ileri zamanda youtube'un facebook, twitter gibi sosyal medya platformlarının önüne geçeceği öngörülmekte. Böyle bir verimli toprakta ülke olarak fayda sağlamamız oldukça mantıklı olurdu, değil mi?

4 Haziran 2018 Pazartesi

YENİ BAŞKAN ALİ KOÇ!



Selamlar millet. Bugünkü konumuz gündemden. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlık seçimlerinde sonuç sonunda belli oldu. Ali Koç. Öncelikle yeni başkanı tebrik ediyoruz. Ben bir Galatasaraylı olarak sonucun hem Fenerbahçe için hem de Türk futbolunun gelişimi için büyük bir adım olduğunu düşünüyorum. 


Birincisi futbol takımı olarak Fenerbahçe'nin böyle bir değişikliğe ihtiyacı olduğu çok belliydi. İstatistikler ortada. Takıma yeni bir soluk getirecek isim yeni başkan Ali Koç'tan başkası olamazdı. Gerek dünya görüşü, gerek dinamik profili, gerek spora olan büyük ilgisi (bilgi birikimini dememize gerek yok sanırım) onu bu görev için biçilmiş kaftan haline getiriyor. 


Bu adımda beni biraz rahatsız eden bir konu var. Bu seçim döneminde eski başkan Aziz Yıldırım gereken saygıyı görmedi. Evet, Aziz başkan son dönemlerde başarısız bir grafik çizdi. Fakat şu da unutulmamalıdır ki Aziz başkan 20 yıldır bu takım için büyük emekler veren bir isim. Seçim öncesi yaptığı konuşmalarda yuhalanması, sözünün yersiz tezahüratlarla kesilmesi gibi olaylar bunca yıldır takımı için her şeyden önce sadakatini ortaya koyan bir adama veda ederken bahşedilecek doğru bir uğurlanma şekli değildi. Her şeyi geçtim Aziz Yıldırım yaşı itibariyle saygı görmesi gösterilmesi gereken birisi. Kendisinden belki 30 yaş küçük kişilerin gelip orada ıslık çalması vb. olayların yaşanması etik bir durum değil, ahlaka karşı.

Her neyse yeni başkan Ali Koç'a bundan sonraki görevinde başarılar diliyoruz. Taraftarın beklentileri çok yüksek umarım bu görevin hakkından başarılı bir şekilde gelir. Asıl zorlu süreç Ali Koç için şimdi başlıyor. Neler yapacağını zaman gösterecek. 

Yazının başında yeni başkan seçiminin Türk futbolunun gelişimi için de  büyük bir adım olduğundan bahsetmiştik. Çünkü kemikleşen bir kadro, takımın eksiklerini yahut sporun gelişim noktalarını kaçırabiliyor. Bu sadece bu durum için değil hayatın her noktasında geçerli bir durum. Bu yüzden yeni yüzlerin, genç yeteneklerin yönetim seviyesinde boy göstermesi genel bakış açısının değişimi ve çeşitlenmesi için önemli bir durum. Türk sporunun daha iyi noktalara geleceğini umarak yazımı tamamlıyorum. Sevgiler.

1 Haziran 2018 Cuma

SOSYAL MEDYANIN ETKİLERİ ÜZERİNE



Hola! Bu aralar kafayı biraz İspanyolca ile bozdum diyebilirim. Ton olarak çok güzel bir dil olarak görüyorum. Umarım öğrenirim. Bakalım. Her neyse tekrardan selamlar millet.

Herkesin dilinde bir sosyal medyadır tutturmuş gidiyor. Peki gerçekten sosyal mi bu medya? Bu soruyu kendime sorduğum an aynı zamanda bu yazıyı yazmaya karar verdiğim andı. Aslında bu konu ile ilgili olarak önceden de bir şeyler karalamıştım. Ama odak noktası biraz farklıydı ve üstünkörü bir üzerinden geçmiştik. Bu sefer ise olaya daha derin taraftan ele almayı deneyeceğiz. Hadi hayırlısı.

Sosyal medyanın etkileri üzerine genel görüş kısaca insanların sosyal medya bağımlıları olduğu idi. Yani medya sosyalleşirken insanların asosyal varlıklara dönüştüğü idi. Artık bu durum o kadar benimsendi ki insanlar sosyal medyanın etkilerini kendinde görmekten vazgeçti. Bu da yetmedi önceden Y kuşağına sosyal medyada fazla zaman geçirdiği için sürekli sitem halinde bulunan X kuşağı da işin içine girdi. Göz göre onların bu bağımlılığı edinmelerine seyirci olduk. Z kuşağı zaten bu işin içinde büyüyorlar.


Facebook'un geçtiğimiz günlerde yaşadığı gizlilik politikasıyla ilgili davası henüz sürerken olayın facebook'u bitirmesi bekleniyordu. Fakat yok. İnsanlar burada kalmayı tercih etti. Yani 'hadi bu seferlik böyle olsun'denip göz yumuldu. Yani anlaşılan artık facebook hata da yapsa edindiği kanaat notu (belki de aşıladığı bağımlılık seviyesinden kaynaklanıyordur, bilinmez) onu ipten almaya yeterli bir sebep olarak çıktı.

Herkes fütürsüz bir şekilde post yayınlıyor. Çevresindekilerin düşüncelerine, tutumlarına aldırış etmeden istediğini sayıp saydırıyor. Bu durum 'klavye delikanlılığı' kavramını ortaya çıkardı. Amiyane tabir ile pantolon fermuarı açık olan birine bir topluluk içinde nasıl ki fermuarının açık olduğunun söylenmesi birçoğumuz için zorsa bu durum sosyal medyada hiç de öyle değil. Sanırsın herkes Huysuz Virjin gibi ofansif tarzda Cem Yılmaz gibi hazır cevap. Ben bu durumu insanlarımızın topluluk önünde konuşma korkusuna bağlıyorum. İnsanlar nasıl olsa beni orada fiziken görmüyorlar, istediğimi söyleyebilirim! duygusu insanları bu 'delikanlılığa' doğru sürüklemede etkileyici bir oynadı.

Bu konuyla ilgili olarak birkaç kendiyle 'zıtlaşan' farkındalık çalışmaları da yapıldı. En büyük etkiye sahip olanlardan biri de Lipton'un reklamıydı. Bana kalırsa reklam genel mantık olarak başarılı. Yani insanlar tv izlerken 'ne oluyor ya takıldı mı bu? deyip de bir bir iki lakırdı ettiler. Ama benim burada dikkatimi çeken şey reklamın sonunda #konuşalımartık etiketiyle bir sosyal medya muhabbeti döndürüldü. Evet insanlar konuştu reklam bunu insanlara yaptıracak etkiye sahipti. Ama önemli olan bu konuşmalarda geçen kelime sayısının gerçek hayatta mı yoksa hashtag(#) eşliğinde sosyal medyada mı daha fazla olduğu idi. İddiasına varım. Sosyal medya kazanır!

Artık tüketmeye odakladık kendimizi. Okuma oranı yazma oranı sürekli düşerken izlenme oranlarımız sürekli yükselişte. Bana kalırsa 'çoğu kişi' (harbi okurlarım hariç) bu yazıyı sosyal medyada paylaştığımda buralara kadar okumayı da seçmeyebilirler. Çünkü artık üretmediğimiz gibi tüketmenin de haddini kaçırdık. Youtube'da 2 dakika ve üstündeki videoların 2 dakikanın altına videolara göre daha az izlendiği gözleniyor. Sonra bu 7 saniyelik Vine'ları kim buldu? Nasıl geldi yapanın aklına yeaa? vb. sorular... Tek cevap üretmek istiyorlardı ve erken davrandılar.

Sosyal medyanın kısıtlanmasına yönelik olarak henüz dün gördüğüm bir haberde Papua Yeni Gine'de hükümetin Facebook uygulamasını ülke genelinde  aylığına yasakladığı söyleniyordu. Amaç facebook'un ülke halkı üzerinde etkisini çözümlemek. Mantıklı çalışma. Ama bana kalırsa kesin twitter'da instagram'da vs. millet bunun bir diktatörlük eseri olduğunu vs. yayarlar. Çok kolay bir hashtag aç (#) gerisi geliyor zaten...





31 Mayıs 2018 Perşembe

NEREDEN NEREYE GELDİK?



Selam millet, bugün sizlere kaçırdığım gündem konularından biri hakkında bahsedicez. Aslında tam da kaçırmış sayılmayız; çünkü henüz reklamları dönüyor tv'de. Fısıldayan bir ses, dillerde 'reksona kullan!' Kim O? Orhan Gencebay. Daha doğrusu Orhan Baba.

Aslında reklamın başlangıcında Orhan Baba metrobüse bindiğinde halkın şaşırdığı gibi reklamın bütünü de bir o kadar şaşırtıcıydı. Orhan Baba metrobüse biner. İyilik, sevgi, barış üzerine kurulu bir dünyadan bahseder. Tam bunu yaparken Baba 'burunların selameti' diyerek konunun seyrini bi anda değiştirir. Bu adımdan sonra Orhan Baba, odağını terlemiş halde tutacaklardan tutmaya çalışan bir gence çevirerek yaklaşır ve 'Reksona Kullan!' der. Ne oluyosa, bi anda o genç kardeş metrobüste çıplak halde duş alıyo olur(!) ve baba duşunu tamamlayan kardeşe 'reksona' uzatır. Genç ve Baba west side bazında bi selamlaşırlar ve sonrasında pack shut gelir ve Orhan Baba ile bütünleşen bağlamadan bir tıngırdatma duyarız ve son.

Şimdi ben bir ünlünün metrobüse binmesinde öyle inanılmaz şaşırılacak bir olay görmüyorum. Hele ki ekonomik şartların krize yakın derecede zorladığı bir dönemde.
Ayrıca Orhan Baba neden bi anda sevgi aşk kardeşlik olayına giriyor. Onu da çözemedim. Fakat tabi ki güzel mesajlar. O ayrı bir konu. Gelelim şuraya metrobüste birisinin çıplak bir şekilde duş almasının betimlenmesi ne derece doğru tartışılır. Hani duş kısmı evde duş alıyormuş gibi gösterilseydi bence daha mantıklı olurdu. Ne alaka birisinin bunu deneyecek hali mi var demeyin. Plaka numaramıza bi bakın.

İşin sonunda her şey bi kenara; Babanın ceketindeki ay yıldızımızın motifi gözüme çarptı baba ile gencin selamlaşma şekilleri bu motifle ne kadar bağdaşır bilemedim. O selamlaşma üstüne bağlama sesini duymak da baklava üstüne yoğurt gibi oldu. (daha fazla absürd olamazdım.)

Şimdi işin eleştiri kısmı bi tarafa ben aynı zamanda usta sanatçılarımızın ağırlığını kaldıramayacak ürünlerin reklamlarında ürün demeyelim de çekim biçimlerinde diyelim (daha doğru olur) oynamalarını doğru bulmuyorum. Biliyosunuz bundan önce Huysuz Virjin-(Maylo), Kadir İnanır-(Keçi!) gibi sanatçılarımız da vardı belki daha da vardır ama şu an aklıma gelenleri sayıyorum. Reklamda oynayan bu sanatçılarımızın yıllar boyunca dişiyle tırnağıyla kazandığı bir itibarları var. Bu demek değil ki bu reklamlar itibarı bitiriyor. Ne var ki, bu reklamlarla anılmaları kulağa hoş gelmiyor.

Tabii şöyle de bir durum var ki hiç bir büyük sanatçı ihtiyacı olmasa reklamda oynama. Bu durum onların da çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduklarını gösteriyor. Bu bakımdan genel olarak ülkenin ekonomik anlamdaki sıkıntılı hali ve eskilerin usta sanatçılarına verilen değerin azalması gibi faktörler göz önünde bulundurulabilir.

Görüşürüz.

30 Mayıs 2018 Çarşamba

ARADAN GEÇEN SÜREDE NELER YAŞADIM?


Geçtiğimiz yazıda siz çay getirene kadar diğer yazım hazır olur demiştim. Sahura daha da süre var ama çay gelmedi henüz. Yine de merak etmeyin ben yazımı hazırladım bile :)

Blogda yazmadığım süre içerisinde edindiğim kısa süreli tecrübelerden yola çıkarak birkaç anımı sizlerle paylaşacağımdan bahsediyorduk. Evet. Bu süre içinde benim aklıma birkaç fikir geldi ve çıkardığım dersler oldu. Örneğin şirketlerin işe alım stratejileri konusunda... 

Biliyorsunuz ki çalıştığınız herhangi bir şirketten ayrılmak; sonrasında yeni bir iş arayışına girerek kapı kapı dolanmak ve yeri geldiğinde eve eliniz boş dönmek hele ki iş hayatına yeni yeni alışmaya çalışan biriyseniz oldukça zor bir durum. Bunu bizzat yaşama fırsatım olduğu için samimiyetimle söylüyorum. 

Günümüz şartlarında bir işe girerken birçok görüşmelere, mülakatlara, videolu mülakatlara, case studylere, role-playlere, testlere vd. tabi tutuluyoruz. Bu tür ölçüm araçları potansiyel bir çalışanın yeteneklerini ve aynı zamanda kişiliklerini çözümlemek için kullanılıyor. Bu anlamda bu araçları verimli ve etkili görüyorum. Fakat ne var ki şirketlerin, özellikle insan kaynakları yöneticilerinin biraz da iş arayan kişi tarafına geçerek empati kurması gerekiyor. 
Mesela, iş arayan kişinin her aşama için ayrı ayrı görüşmelere gelmesi gerekliliği kişilerde enerji düşüklüğüne yol açabiliyor. Sonuçta insan olgusundan bahsediyoruz. İnsanlar her gün mutlu mutlu gezmiyor. Bir gün çok iyi geçen günü başka bir gün verimsiz geçebiliyor. Kaldı ki bu görüşmelerde iki görüşme arasındaki zaman aralığı bir gün de değil. 1 hafta - 2 hafta gibi sürelerden bahsediyorum. Bu kadar sürede bırakın motivasyonu insan hangi işe başvurduğunu bile unutabilir. :)

Ayrıca, diğer bir konuda. Olumsuz geçen görüşmeler sonrası adayın olumsuz sonuç hakkında bilgilendirilmemesi. Bir adayın görüşmesi olumsuz geçmiş olabilir ama şirket olarak insan kaynakları yöneticilerinin, adaylara görüşmenin olumsuzluğunu, önceden belirtilen süre içerisinde, bildirmeleri gerekir diye düşünüyorum. 

Bunları belirtmemin amacı benden sonra iş arayışına girecek adaylar olur da kolaylık yaşarlar. 

Her neyse ben kaçtım. Bi sonraki yazımda görüşürüz. 
Bu arada facebook sayfamı takip etmeyi unutmayın. :)
Sevgiler.

Facebook sayfamız için linki tıklayın;

Camı Kırık Gözlük






  

29 Mayıs 2018 Salı

TADİLAT DÖNEMİMİZ SONLANDI! HIZLA BAŞLIYORUZ!


Selamlar millet. Yine uzun bir zaman geçti ama yine güzel bir şekilde dönüş yapıyorum. Bu arada sitenin yüzünü vs. değiştim. Bir şeyleri geliştirme yenilemek adına çalışmalar yaptım blogumda. Aradan geçen bu süre zarfını blogun tadilat süreci olarak değerlendirelim. :)

Peki bu süre içerisinde başka neler oldu? Hal bu ya, süreç sadece blog odaklı gitmedi. Bu süre içerisinde birkaç iş görüşmesinde yer aldım. Genç yetenek yarışmasına katıldım. Ama genel olarak iş arama ile geçti desem yanlış olmaz. Tabi bu arada düşünmekte olduğum yeni projelerim de var bunları da hayata geçirmek için kolları sıvamış durumdayım.

Bu yazıyı bir giriş yazısı olarak düşünebilirsiniz. Hani uzaklardan bir misafir gelir de şöyle sağlam sarılırsınız ya, bu yazıyı o sarılma kısmı olarak görelim. Ben de misafiriniz olarak oturup bir soluklanayım. Siz çay getirirken diğer yazımı hazırlamış olacağım zaten.

Şimdilik görüşmek üzere... 


22 Mart 2018 Perşembe

Sağmacılar!


Selam okurlar Umarım iyiyizdir. Bu aralar düşünüyorum da para kazanmak için nasıl bir yol izlemeli insan? Ya da böyle bir şey mümkün mü? vs. Sanıyorum ki birçoğumuz şu günlerde bu tarz düşüncelere yönelmekteyiz. Şimdi kazanacağız kazanacağız tabi de nasıl kazanacağız? mesele orada.

Öncelikle ben artık 'Sene olmuş 2018 sen ne diyorsun? 'Nerede yaşıyoruz ya? gibi cümle kalıplarını kullanmak istemiyorum. Çünkü ülkemizde hatırı sayılır rakamda insanlar henüz bu tür dolandırıcılık olaylarına karşı önlemsiz şekilde hiç de düşünmeden sırf para kazanmak uğruna varını yoğunu verebiliyor. Hadi para verip zengin olmak istiyorsun karşılık olarak alacakların ile farz edelim. Böyle bir işe girişmeden sana teklif eden kişiyi araştırmaz mısın hiç?


Kaldı ki araştırmadan desteklenen bu 'köfte yanaklı' yüzünden insanların genç girişimcilere olan inancı da güveni de azalıyor. Biraz deste verin şu gençlere de yol açılsın. Ama yok. Yetmedi. Biri çıktı dedi ki ben bu köfte yanağın çaldıklarını size geri getiririm ve bir vurgun daha yaptı. 


Bizde kazığın sonu yok ki. Şimdi de Kayseri'den bir arkadaş çıkmış Anadolu Farm'ı kurmuş oradan da ses çıkmadı. Köfte Yanaklı'nın 80.000 kişiyi dolandırdığı yetmezmiş gibi 44.000 kişi daha dolandırılmış oldu. Yaklaşık olarak bilanço ise 710 milyon. Hadi bakalım. Geçmiş olsun.

Pişkinliğin son noktası olarak da yurt dışından bu 'sağmacı' arkadaşların videolarına şahit oluyoruz. Ne denilebilir ki...

17 Şubat 2018 Cumartesi

UZUN ZAMAN SONRA KAVUŞTUK!

Uzun Zaman Sonra Kavuştuk!

Merhaba sevgili okur.. Uzun zamandan sonra yazmaya başlamanın mutluluğunu sizlerle paylaşıyorum. Ülke gündemi, gelişen bilim, sosyal medya üzerine yazılarımı hazırlamaktayım. Bu süre zarfında size yeni bir girişime adım atmış olduğumu sizlere tebliğ etmekten zevk duyuyorum. Bunu sakın 'Bu da reklam yapmaya başladı!' olarak düşünmeyin. Ülkede yeni bir şeylere girişme cesaretinde bulunmak nadir rastlanan olaylardan. Bu yüzden sizleri 'Fotoist7' ile tanıştırmak istiyorum. Ablamla küçükken kurduğumuz bir hayalin gelişim ayağıdır Fotoist7. 

Peki Fotoist7 Nedir ve Biz Burada Neler Yapıyoruz?

Her işin çıkış noktası küçük bir hayaldir aslında. Bizim de çıkış noktamız bu konuda malumdur. Önceden de belirttiğim gibi, böyle bir girişime adım atmak bir hayale dayanmalıydı. Küçüklüğümüzden beri ablamla kendi ajansımızı kurmayı ve beraber güzel işlere imza atmayı isterdik. Eminim ki, herkesin bu şekilde birçok hayalleri vardır. Önemli olan bu doğrultuda gereken adımları atarak hayalleri gerçeğe dönüştürme tutkunuzun olması ve sabırlı olmanız. Size gereken ne varsa aslında hepsi yine sizin içinizde. Sadece doğru zamanın size gelmesini beklemelisiniz. Bu da biraz sabır işi tabi...


Fotoist7'de biz düğün, nişan, seminer gibi tüm özel günlerde fotoğraf çekimleri düzenliyoruz. Ayrıca burada çekilen fotoğrafların baskısını sağlayarak mutlu anları elle tutulur hale getiriyoruz ve eğer isterseniz sizde önceden beri USB belleklerinizde, hafıza kartlarınızda, telefon hafızalarınızda bulunan dijital fotoğraflarınızı da aynı şekilde baskı işlemine tabi tutmaktayız. İlerleyen zamanlarda da kamera çekimleri ve drone ile çekimler gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Dedim ya biraz sadece biraz sabır!

Şimdilik sizlere veda etmek zorundayım.
Bu süre içerisinde Fotoist7'yi internet sitesinden ve çeşitli sosyal medya ortamın takip edebilir çalışmalarımız hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Geri dönüşleriniz bizler için çok önemli ! Sizlere destekleriniz için şimdiden çok teşekkür ederim. Erişiminiz için site ve sosyal medya linklerini aşağıda paylaşıyor olacağım. Bu arada daha demin veda etmekten bahsetsem de kavuşmamız pek uzun sürmeyecek. :) Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın!

Fotoist7 web sitesi: www.fotoist7.com
Fotoist7 Facebook : fotoist7
Fotoist7 Twitter : fotoist7
Fotoist7 Instagram : fotoist7
İrt. Tel. : 0542 899 70 05

14 Eylül 2017 Perşembe

BİR TECRÜBEM VAR!

Merhaba sevgili okurlarım, öncelikle bayram haftasında çalışanlara kolay gelsin bol satışlar güzel işler başarmalarını diliyorum son birkaç gün kaldı akabinde bayram gelecek inanın :)) ve tatilde olanlara iyi tatiller diliyorum bol bol yüzün gezin güneşlenin :))  

Bugün sizlere anlatmak istediğim birkaç tecrübe ve doğru olduğunu düşündüklerim hakkında yazmak istiyorum. Herkesin bildiği gibi, Ben okuldan yeni mezun olan bir gencim ve bu zamanlarda insanın kafasında kendini bir yerlere atarak çalışmak isteği tam oranda artış gösteriyor. Bu yüzden ben de böyle bir durumdayken önüme gelen gelen fırsatları kaçırmayarak değerlendirme üzerine kendimi odaklamış durumdayım. Ne yazık ki insan harıl harıl düşünürken önüne çıkan her fırsat için yeterince zaman ayırıp düşünemeyebiliyor. Bu durum kişide hayal kırıklığı oluşturma riskini de beraberinde getirebilir. Benim için tamamen hayal kırıklığı sayılmasa da son zamanlarda ben böyle bir durumun içerisinde buldum kendimi. 

Bugün size bunu açıklamak için buradayım. Mesela kendi hakkınızda karar verirken hele hele bu profesyonel iş anlamındaysa daha hummalı bir süreç dahilinde karar vermeye çalışırken dikkat etmeniz gereken şeylerden bazıları neler olabilir?

-Statü
-Gelir 
-Ünvan
-Olanaklar
-Çevre

Bu değişkenler artırılabilir yahut azaltılabilir. Bu durum kişisel tabi. Fakat insan ne olursa olsun bu kavramlar üstüne sağlam bir şekilde düşündükten sonra karar vermeli. Örneğin çalışacağınız yerin kaç yıllık, ne kadar köklü bir şirket olduğu ya da şirketin bulunduğu yer, konum ve diğerleri... Bunlara dikkat etmeden kesinlikle ve kesinlikle bir şeye karar vermeyin derim. 

Evet son zamanlarda böyle bir şeye, yukarıda bahsettiğim konulara özen göstermeden davrandığım için, tanıklık ettiğimden dolayı; sizler bu konuda daha dikkatli olun diye yazıyorum kendi meşrebimce bu lakırdıları. Yanlış anlaşılmasın sakın.


Ayrıca her insan hata yapabilir ve hatalar düzeltilebilir. Pişman olacağınız şeyler yapmaktan uzak durun. Bu hayatı bir kez yaşıyorsunuz. Keyfince yaşayın. Kendi, mutlu olacağınız, sağlam kararlarınızla yaşayın. Araştırın, sorun, soruşturun her şeyi. Kimsenin sizin üzerinizde baskı kurmasına izin vermeyin, ve kesinlikle ve kesinlikle kalbinizi dinleyin. İşin mantık kısmını çözdükten sonra sonucu bir kenara yazın ve sonrasında kalbinizi dinleyerek oradan çıkan sonucu da ayrı bir kenara not edin sonra kendi mahkemenizi yapmaya hazırsınız. Ben bu mahkemeyi yaptım. En azından bundan sonrası için daha dikkatli olacağıma kendi kendime söz verdim. 

Hayata bir kez gelme şansımız var. Evet çalışmayarak hayatı yaşamamız da mümkün gözükmüyor. (En azından bir kısmımız için.) O yüzden yaşamanız için gerekli olan işi de; üzerinizde baskı kurmayacak şekilde, yaparken başka yerde çalışmayı hayal etmeyeceğiniz şekilde, sürekli üstünüzden baskı alarak stres nöbetleri yaşamayacağınız şekilde; yukarıda da anlattığım gibi kendi mahkemenizi yaparak sağlam bir şekilde belirleyin. Tedbirlerinizi de sağlam alın. Sakin düşünün. Bunların size birer kılavuz olmasını diliyorum. Ben sadece benim edindiğim tecrübeleri yaşamamış olanlara aynı şeyleri yaşamadan hayatlarına 'kestirme' yollardan mutlu devam etmeleri umuduyla döküyorum bu sözleri elektronik yazı tahtamdan.

Zaman ayırıp buralara kadar okuduğunuz için size çok teşekkür ederim. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere dostlar. Sağlıcakla kalın...

11 Eylül 2017 Pazartesi

On Difference and Diversification

Media and Culture

Hi comrade!

We were used to watch some tv series on TV, paying attentions to understand what message outdoor billboards give us, people talking to each other with real words, real gestures and mimics just 5 or 6 years ago. But what now? Where is the media now which we were used to see?



Time is a big deal, for sure. Time stands as a huge means of transformation. Isn’t it? I guess, it really is.  I don’t know why there is great mass of transformation all around the world but I have strongly started thinking that it is not a beneficial transforming in the sense of culture. So why? Before continuing, let’s clarify that what I mean by transformation is not the sense of technology or science or religious thoughts or any political, financial development. I am just going to talk about transformation of cultures. Let’s go on now. So, why? Because people have got used to consume what the west culture try to give us. Vice? technology? Immorality? Or what is the thing the west culture has fed us with? I guess all I counted and more and more of it. They all create our answer. It is really confusing stuff to stop for a moment and thinking about it. However, there is a reality that hits us like a slap. All people around the world try to look like someone, not themselves. We go out and hang out with our besties not to chat, not to share our thoughts, feelings about something in our lives or our happiness; but to make a check in on Facebook, publish a tweet on Twitter, share a photo on Instagram; actually to satisfy our biggy egOs and to say people circling us that I am sociable person, damn!

Over a long run, we have forgotten who we were in the beginning and started behaving “like”, looking “like”, hanging out “like”, chilling out “like” etc. like “someone else does”. I know someone just started whispering out in their mind like “Aren’t you one of them?”. I prefer saying “Hell No!”. At least, I am aware of that and try to spread out what I have been aware of.

On the other hand, we have lost our creativeness by that “vicious circle”. I am stating that term, because It no-efficiently happens all the time in today’s world and will be so in the future, seemingly. It even affects advertising world. We see every piece ads as similar on tv listening on radios witnessing in every mediums of advertising. There is almost no place for uniqueness, creativeness. From that time on, people have to think in exact stereotypes. They can’t overflow the water from the glass. Because Cristiano Ronaldo doesn’t do so, for example? Yeah, right.


It is really easy to see cultures loose their uniqueness, differences. They all started looking similar. Diversification decreases. We are all obliged to fit in one shoe. We need to stop it and start thinking different ways, being different worlds, lives. So that we can benefit from our different thoughts about things going on in the world. If you would like to change the world in a serious sense. Do it differently. You can never find a new way to go on which there are some traces.

In final, I would like you to think about an arguable question and to catch your attention about that perceptions on difference and diversification are a way different. Difference is perceived as negative. However, diversification is perceived as positive in, general. I don’t why there is a complexity like that but it is what it is. What would you think about that? You can live as much comment as you want.

Thank you.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Bugün Pazartesi!

Hatırlatmak İstemem Ama; Bugün Pazartesi !



Selam sevgili okur. Pazartesi günü ile ilgili sendrom düşünceleri çoktur Ama size kısaca ben anlıyorum pazartesi gününden onu birkaç cümle ile açıklamaya çalışayım. Benim için haftasonu dediğimiz olay aslında pazar sabahı kahvaltıdan kalktığımız anda son bulur. Kahvaltıdan kalktığımız andan sonrası bana göre pazartesi gününün bir alıştırmasıdır. Bugün kısaca bitecek akşam erkenden uykuya geçilecek ve ertesi erken kalkılıp iş başına geçilecektir. Bu yüzden kahvaltıdan sonra geçen zamanı ben 'pazar' olarak değil 'pazartesi tatbikatı' olarak görüyorum. Yine de ne diyelim; hepimiz için hıphızlı geçen bir pazartesi günü olmasını diliyorum. Sizleri bu güne özel olarak hazırlanmış sevgili Şeyla Halis imzalı eserle başbaşa bırakıyorum. 

Görüşmek üzere.

:)

2 Aralık 2016 Cuma

PAZARLAMA TAKTİKLERİ - 8

HEDEF KİTLENİZE SOSYAL KANIT SUNUN

Selam millet. Bugün size pazarlama taktiklerinden sosyal kanıt hakkında bahsedeceğim. Sosyal kanıt sunmak satmak istediğiniz her neyse onun satın alınması işlemini hızlandıracak bir yöntemdir. Peki nedir bu sosyal kanıt?

İtiraf edelim hiçbirimiz aldıklarımızı gerçekten ihtiyacımız olduğu için almıyoruz. Satın alma davranışımızı etkileyen en büyük etkenlerden birisi aldığımız her neyse daha önceden diğerleri tarafından kullanıldı mı? kullanılmadı mı? Uygulama marketinden bir aplikasyon indirirken dahi alttan sizden önceki kullanıcıların yorumlarını okuyoruz. Bu da demektir ki eğer bizden önce bir ürünü çok kişi kullanmış ise biz de kullanabiliriz; hatta kullanmalıyız!! Popüler kültür anlayışı ile uyuşan bu durum müşterilerimizin yapacakları satın almaları artırmada büyük öneme sahiptir.

Bir örnek ile anlatacak olursak;
  • 'Bu ürünü alanlar şunları da aldı' önerisini yapın

  • Eğer web siteniz pazar yeri tarzında ise en çok puan alan satıcıları & ürünleri listeleyin
  • Ürün sayfanızda, uzmanların ürünleriniz hakkında söyledikleri sözlerden oluşan bir alan yaratın
  • Ürünleri oylamaya sunun. Kullanıcılar '5 yıldız' almış ürünleri daha kolay alırlar.

  • Ürününüz itibarlılu sitelerde (gazeteler, popüler bloglar...) uzmanlar tarafından değerlendirilmiş ve tam not almışsa ürün sayfanıza bu sitelerin logolarını ekleyerek kullanıcıları ikna edebilirsiniz.
  • 'Şu anda bu ürünü 45 kişi inceliyor' gibi ifadelerle kullanıcıların o sayfada yalnız olmadıklarını hissettirin.


     
  • Ürün sayfanıza sosyal medya hesaplarınızı kaç kişinin takip ettiğini gösteren araçlar ekleyin.
     
  • Müşteri sayınızı çekinmeden söyleyin ve en değerli olanlarının logolarına yer verin. 
Bunlar bizim için önemli ipuçlarıdır. Bu ipuçları ışığında yapacağımız satış oranları bu taktikler olmadan yapacağımız satış oranından bir hayli yüksek olacaktır. 


Bir sonraki yazıda görüşürüz. :)